3 ARALIK 2014 ALEV ALATLI KÜLTÜR SANAT KONUŞMASI

Edebiyat alanında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'nü alan Alev Alatlı Gezi olayları ve benzer sokak eylemlerinde gençleri sokağa dökmek için provokatif tavır takınan yazarları eleştirerek Bir kalem darbesi ile atar ergenleri sokağa döken yazarın yaptığı helal değildir dedi. 

GEORGE ORWELL AYAĞA KALKAR SİZİ ALKIŞLARDI Erdoğan'ın Birleşmiş Milletler'e yönelik olarak dünya beşten büyüktür sözünü hatırlatan Alatlı, Siz dünya beşten büyüktür dediğinizde George Orwell ayağa kalkar sizi alkışlardı. O yetmez Daniel Defoe de kalkar o da alkışlardı. Sizin sahici dostlarınız sanatçılar ve edebiyatçılar arasındandır.” diye konuştu.

T.TUBA BAŞ

Annem çok sevmelerin kadınıydı..
Daldaki kirazları,
Yazmasındaki oyaları,
Fistanındaki çiçekleri,
Asmadaki üzümleri,
Evin kedisini,
Sokağın delisini..
Babamın gömleğini..
Beni, bizi, mahalleyi..
Bildiğim herşeyi severdi..
Bana da sevmeyi öğretti..
Öyle az buz değil çok sev derdi..
Annem gibiyim artık..
Az sevme bilmiyorum ben..
Çok sevdiğimdendir
bu kadar incinmem..
Ah annecim..
Senin sütün ak, yüreğin pak..
Ama inan şimdilerde;
senin bildiğin gibi değil hayat..!

TÜRK AÇILIMI

-Güneydoğuda herif 30 çocuk sahibi olacak...
- Sonrada bu çocuklarını terörist sempatizanı yapacak...
- Çalışmayıp yan gelip yatacak...
-Benim maaşımdan veya küçük esnaftan %30 vergi alacaksın...
-SSK primim bir emekli maaşı kadar olacak...
-Ben bu herifin bebelerine büyüyünce, Askerime Polisime kurşun sıksın diye mi bakacağım...
-TÜRK AÇILIMI İSTİYORUZ...!!!
-Ben bir çocuğa bakmak için deli gibi çalışacağım...
-Bu ülkeye hiç bir katkıları olmayan,
-Bu güzel ülkemin, Türkiye'min vatandaşı olmak hakkını bir kenara iten,
-Kendi kendilerine ırkçılık yapan,
-30 tane palesi için devlet ona çocuk yardımı yapacak...
-TÜRK AÇILIMI İSTİYORUZ...!!!
-Vergisiz kaçak petrol kullanacaklar...
-Ben de vergi üstüne vergi vereceğim...
-Ben bu kadar SSK primi ödeyeceğim...
-Hastanelerden zar zor faydalanacağım...
-TÜRK AÇILIMI İSTİYORUZ...!!!
-Ben sesimi yükseltemezken...
-Eylem yapamazken...
-Düşüncemi ifade edemezken...
-İşçi, memur yürüyüş yapıp hak arayamazken...
-O adam çıkıp bayrak yakacak...
-Bölünme isteyecek...
-Etrafı yakıp yıkacak...
-Her şeyi Devletten bekleyecek,
-Daha fazla demokrasi ve özgürlük isteyecek...
-Gece 02:00'de İzmir’deki bir insan Diyarbakır’a gidemezken, Diyarbakır’lı her saat İzmir’e gelebiliyorsa,
hangisinin özgürlüğü kısıtlı.
-Polisleri taşlayan bu itlere karşı, polislerin insan hakları diye eli bağlanacak...
-Elektrik, su ve doğalgaz borcunu geciktirsen hemen kesilen ve bir dünya faiz ödeyen biz...
-Devlet arazisine bir gecede çöküp oraya ev yapmayan biz...
-Zar-zor, borç-harç ev alıp birde bunun takır takır vergisini ödeyen biz...
-pkk ve yandaşlarının kullandığı kaçak elektrik parasını ödeyen biz...
-Elektriğe, suya, gaza para vermeyip bedava arazide ev kurup oturan PKK’lı...
-TÜRK AÇILIMI İSTİYORUZ...!!!
-Demokrasiden bahsedip, teröre yol açmak ?
-İnsan öldürüp, hak talep etmek?
-Bu ne yaman çelişki....!!!!

Böğürtlen Kışı

Tamam belki senin kriterlerine uygun biri degilim,sıradan bir Türk kızı profili çizmekte silüetim ama bilirmisin bayım çok güzeldir sevmelerim,hem nasıl severim bilirmisin.Saç diplerin agrır yoklugumda,ellerin nasır tutar,omuzların üşür uzagımda.İddialıyım diyemem ama mutfakta.Annen kadar ince saramasam da yaprak sarmasını,özlersin bir akşam fırında makarnamı.Dedimya bayım çok güzel severim ben hem nasıl severim bilirmisin.Bir anne kadar şefkatli,bir çocuk yüregi gibi temiz ve iyiniyetli.Sen uzagımda kalma bayım bence,buz kesersin sonra bak demedi deme...
inan durak taş

ben seni alamam ah holofira

ben seni alamam ah holofira
azığım tam takır bineğim nalsız
bir bende geçerim kalacağım yok
dostlarım bivefa düşmanım yalsız
kolum halat değil bakracımda kum

ben seni alamam ah holofira
sade yoksulluktan yokluktan değil
eline kir olsun elli üç lira
amma ki alamam
bir uzak sevi gelmişte çökmüş ta onlar gibi

ben seni alamam ah holofira
geç git hiç bakmadan eylenme emi
pusatları parlak bimbaş istesin
seni ulak elçi naim-i kral
ben hoyrat söyleyeyim, el bana hoyrat
gelip de ne diyeyim şu dillerim lâl

ben seni alamam ah holofira
baban kafirine kılıç üşürsem
hemde gece bassam iti uykulu
şöyle ya allah'la bohçanı dürsem
amma ki alamam

yaradan beni ne ardıç ne çınar ufarak çayır
koşumun gıcırdar ölmek dilerim
bağrım kaynıyordur yüklerim ağır
sen bir düş imişsin kuşluk çağında
soluma tükürdüm rabbim gafurdur
bilesin kavuşmak yoktur islamlıkta
kavuşan kısmısı ancak gavurdur.

Yeniden dindar bir kimlik inşası için üst baş meselesini bırakıp ruhları onarmaya, ihtiyacımız var

Ayşe Böhürler, Diyanet Dergisi'ndeki yazısında, dindar kesimin değişen hayat tarzını eleştirdi. Artık stil, yaşam tarzı gibi kapitalist dünyanın etkisinde olan tesettürden ve Hristiyan sembollerle şekillenmiş tüketim nesnelerinin Müslüman yaşam tarzlarına girmesinden bahseden Böhürler, "'Felsefesi olmayanın dinî yaşantısı da olamaz' gerçeği ile ne zaman yüzleşiriz bilmiyorum" dedi.
Böhürler'in Diyanet Dergisi'nde "Dindarlaşıyoruz Derken Uzlaşmaz Çelişkilerimiz" başlığıyla yayımlanan (Kasım 2014) yazısı şöyle:

Bir zamanlar

Bizim nesil için başını örtmek zor bir karardı. Böyle bir kararın; o zamanki toplumun ön kabullerine zıt bir kuralı yerine getirmek dışında zorlukları vardı.
Nasıl örtecektik başımızı? Ne giyecektik, nereden bulacaktık tesettüre uygun kıyafetleri? Hem dinî kurallara hem de zevkinize uygun kıyafet bulmak zordu. Örtünme kararı ile birlikte derme çatma bir giyim hâline alışmanız gerekiyordu. Belki de bu nedenlerle o yıllarda örtünme tarzı fazlasıyla kişiseldi. Tasarlanmış ve üretilmiş tesettür kıyafetleri henüz ortalarda yoktu.
Diğer taraftan da o yıllarda zaten; modernizme, kapitalizme, Batı hayat tarzının bizi kuşatmasına karşı olmak, dindar kimliğimizin özünü oluşturuyordu.
Modaya ve de külliyen tüketim toplumuna, konfor sahibi olma çabasına karşıydık. Robadan bol elbiselerle, büyük baş örtüleri kullanmak muteber bir şeydi. Estetik beğenilerimizi rafa kaldırarak ya da en asgaride tutarak örtündüğümüz yıllardı. Sadece örtünme biçimlerimiz değil hayatlarımız da böyleydi. Evlere halı-koltuk-yatak odaları falan alınmazdı. Hz. Fatıma’nın çeyizi, Hz. Ayşe’nin hayatı gibi konular gündemimizi daha çok meşgul ederdi.

Çok şıksınız!

Bu ifade o yıllarda iltifat değil, hakaret içeren bir kavramdı. Yeterince dindar olmamayı çağrıştırırdı. Şık olmak ne demekti? Modernizm, kapitalizm, moda endüstrisi… Analizler bu sözün arkasından bir araba laf olarak önümüze düşerdi. “Anti şık” olmayı dindarlığımızın bir parçası olarak görüyorduk. Başımızı örtmek ile birlikte gelen bagaj: Sade bir hayat+az eşya+konfor talep etmemek+bol yardımlaşma+idealizmdi. O yıllarda mütedeyyin kesim dinî kimliğini korumanın yanı sıra, tedirginlik ve kompleks taşımayan özgüvenli bir dinî kimlik oluşturmanın mücadelesinin içindeydi.

Hayat tarzı

Statü kaygısı da arzusu da o yıllarda henüz güçlenmemişti. Toplum bizi onaylasın diye bir dert yoktu. Cahiliye toplumundan bu beklenmezdi. “Hayat tarzı” kavramı gündemimize girmemişti. Zira bu “tarz” meselesi kapitalizmin tuzağı değil miydi? “Style” kavramını külliyen reddediyorduk. Yeni evlenen arkadaşlarımızın eşyasız, düğünsüz, giysisiz, takısız (yokluktan değil, ilkesel olarak) gelin gidişlerine isyan eden annelere “Allah böyle sadelik emrediyor, biz de ona uygun yaşayacağız” derdik.
Yaşantımız; dinî kuralların yanı sıra içinde modernizm ve kapitalizm eleştirisini barındıran bir felsefeyi taşıyordu. Tarihi, siyaseti, kuramları içeren kitapları okuyup tartışmalar yapma önceliğimizin de bu süreçlerde payı büyük.
Bunları; geçmişe bir övgü olarak yazmıyorum. Değişimin boyutlarını idrak etmek için geçmişe bir projeksiyon tutmanın önemine inanıyorum. Nereden nereye derken ölçütüm para ve konfor ya da giyinmek ve kuşanmaktan ziyade eşyaya bakış.

Şimdiki zamanlar

Aradan çok zaman geçti. Bir asır değil elbette. Ancak dünyanın belki de en hızla değişen zaman diliminde mütedeyyin kesim de değişti. Örtünenler çoğaldı, “style” örtünmeyle ilgili temel kavramlarımızdan biri hâline geldi. Artık hepimizin bir ‘hayat tarzı’ var. Evimizden bahçemize, giysilerimizden ibadet mekânlarımıza, dinî kurallara uygun yaşayalım derken bir anda kendimizi tasarımcıların, üreticilerin, modanın kısaca “style” üreten her şeyin ve en özetiyle kapitalizmin dişlilerinin içinde buluverdik. “Ah çok şıksınız” sözü artık bir iltifat.
Çünkü artık şıklık aynı zamanda bir statü sembolü!
Artık ‘din anlayışımız’ modernizm eleştirisi ya da kapitalizme karşı geliştirilen argümanlardan şekillenmiyor. Kendimizi kapitalist dünyanın bir parçası hissederken bir suç işliyormuş duygusu kaplamıyor artık benliğimizi. Zengin sahabiler imdadımıza yetişiveriyor. Küreselden bireysele, sistem eleştirisine kapattık zihinlerimizi. Neyin doğru olduğu konusunda kafalarımız karışık.

Yaşam tarzımıza sızan Hristiyan sembolleri

Doğru ve yanlışı tek bir açıdan bakarak tanımlayamayız. En doğruyu ararken kişilere değil ilkelere bakmak gerekiyor. Bu nedenle bugün mütedeyyin kesimde görülen değişikliğin sebepleri konuşulurken, ekonomik imkânlardaki artışın ötesinde analizler yapılması gerekiyor.
Belki de geçmişteki anlayışımız /dünyadan vazgeçerek dindarlaşma modeli / doğru değildi. Ya da İslam’a tamamen siyasal bir proje olarak bakmak.
Belki de bunların arasında bir orta yol bulmamız gerekiyor. Diğer taraftan ise dindarlığın ameli kısmına odaklanarak, felsefesine bigane kalmanın sonuçlarına da bakmak gerekiyor. Diğer taraftan dindar yaşantımıza mikslediğimiz âdetlerin kültürel dinî kodlarını da bilmek gerekiyor ki ortaya çıkan absürd hâlleri fark edelim.
Kapitalizmin; üretim-tüketim kısırdöngüsünün içine insanı hapseden felsefesini bilmezsek, neye niçin karşı olmamız gerektiğinin farkında olamayız. Bize sunulan içeriklerin bizi dönüştüreceği biçimleri göremeyiz.
Mesele tüketmenin ötesinde bu dünyanın temsil ettiği ve ruhumuza sızan semboller. Burada sınırı nerede ve hangi ilke ile koyacağız. Hristiyan dünyasına ait sembollerle ve kültürle şekillenmiş tüketim nesnelerini bir Müslüman olarak hayatımıza sokarken çelişkilere hiç kafa yormayacak mıyız?

Absürd 'party'

Katar’da bulunduğum zamanlardan birisinde Sevgililer Günü’ne denk gelmiştim. Yerlere kadar siyahlar giymiş, peçeli kadınların eşleriyle mumlar, güller dolu masalarda Arapça çalan St. Valentine müzikleri eşliğinde kutlama yapması bir Müslümanın absürd anları olarak zihnimde yer etmişti.
Geçenlerde örtülü bir genç hanımın, İslami kesimde baby shower partileri yaptığını, bunun için bir site açtığını söylemesi de bana aynı çağrışımı yaptı.
“Müşterin var mı bari” diye sorduğumda iyi para kazandığını söyledi. “Nasıl yani, bebek mevlidi mi” derken, “Öyle bir şey işte” diyerek konsept tasarımlarını anlatmaya girişti: Baby shower, doğumdan bir iki ay önce konseptli parti olarak hazırlanıyormuş. Bizim evlerde güzel bir gelenek olarak yaşattığımız bebek mevlitleri ise artık düğün salonlarında, büyük organizasyonlarla âdeta annenin ikinci bir düğünü gibi gerçekleşiyormuş. Bir ‘party’ havasında yani.
Üzerinde Kâbe ya da cami resimli doğum günü pastaları, sosyetik umre turları, lüks ve israf içinde dinî şova dönüşen İslami hayatlara artan ekonomik refah değil, sığlaşan din algısı üzerinden bakmak gerekiyor.
Ya da her geçen gün sayıları artan Instagram hesaplarında baş örtülü kıyafetlerle kombin denemeleri yapıp bunu takipçileri ile paylaşan genç hanımlar.
Hafızlık bitirirken ‘party’ yapmak mesela! Üzerinde Kur’an-ı Kerim’in ilk iki sayfasının olduğu pastaları yapan pastaneler bu yeni ‘concept’i üretime sokmuşlar bile. Hayır davetleri de artık bir ‘party’ havasında geçiyor. Bu davetler vesilesiyle giysiler ya da kırmızı tabanlı ayakkabılar, hayır gündeminden daha fazla konuşuluyor. Tesettür defileleri ise hayır davetlerini daha bir cazip kılıyormuş!!!
Tabii ki tüm ‘party’lerin mutlaka fotoğraflanması ve paylaşımı gerekiyor. İşte bakın biz buradaydık “Elhamdülillah hayır da yaptık!”
"Rabbim sana şükürler olsun" hashtag’iyle paylaşılan umre ziyaretleri ise ayrı bir konu.
‘Good Bye Boys’ yazılı maskelerin takıldığı bekarlığa veda partileri yapmanın yanı sıra, parti kızlarının baş örtülerini takıp çektirdikleri fotoğrafları ille de paylaşmaları üzerine söylenecek söz kalmıyor.
Moda haftalarındaki defilelerde baş örtülü sayısının çokluğu bir vaka iken bir de bununla övünülmesi ortaya çıkan ‘absürd’ hâlleri çok iyi ortaya koyuyor. Diğerlerini böyle mekânlarda baş örtülü görmeye alıştırmanın gururu ve sevinci ise ayrı bir ‘çelişki ‘meselesi. “Bar”da bir baş örtülü görmeninyadırganacak bir tarafı olmamalı mı? Olmamalı mı?
Gösteri toplumuna odaklı çağa mütedeyyin kesimlerin ve gençlerin elbette bigane kalması mümkün değil. Ancak dindarlık da hayata bakış ve yaşayış konusunda iki-üç ritüel dışında bir fark ortaya koyabilmek iddiası taşımalı.

Mesele giyim kuşam mı?

Bugünlerde mütedeyyin çevrelerden hangi genç kızla konuşsam “moda tasarımcısı” olmak istediğini söylüyor. Takip ettikleri ünlüler modacılar, rol modeller, oyuncular. Sohbette kıtlık çekilmiyor. Bilgi birikimi süper. Süper de biz Müslüman kimliği ile bunun neresindeyiz? Bu soruyu her sorduğumda yüzüme uzaylı gibi bakanları görüp kendimi tarihin sayfalarına gömmek istiyorum. Baş örtüsüyle stil ikonu olmak isteyen ‘baş örtülüler’ uzaydan gelmedi.
Bu nedenle öz eleştiriye kendimizden başlamalıyız belki de. ‘Dini anlatmaya nereden başlamalı’ sorusunu sormamız gerekiyor.
Kendi kafamıza göre sevdiğimiz kıssalardan bir kuple ile dinî eğitim olmayacağını ne zaman görürüz?
“Felsefesi olmayanın dinî yaşantısı da olamaz” gerçeği ile ne zaman yüzleşiriz bilmiyorum.
Yeniden dindar bir kimlik inşası için üst baş meselesini bırakıp ruhları onarmaya, hayata anlam katmaya ihtiyacımız var. Dışımızı imar ettik ama içimiz bomboş. Bugün örtünen bir kız çok güzel kıyafetler bulabiliyor. Hem tesettürlü hem şık. Bu da dinî o kadar cazip hâle getiriyor ki. Ama başımızı örttüğümüzde sihirli bir değnek dokunmuyor. Burada Fatma Karabıyık Barbarasoğlu’nun “Şov ve Mahrem” kitabını tavsiye ederim. Sanırım ilk baskısının üzerinden bir 10 yıl geçti ancak hâlâ güncel ve bugüne dair önemli şeyler söylüyor.

21. yüzyılın dindarlık modeli ne olmalı?

Diğer taraftan İslam dünyasında; kadınların, eğitim, çalışma hayatı ve toplumsal rollerinin artması ile birlikte dinî kurallara uygun giyim kuşam tarzları oluşturma süreçlerini de bir realite ve ihtiyaç olarak önemli buluyorum. Yaptığımız işler giysilerimizi de hayatımızı da şekillendiriyor. Bundan kaçmak da mümkün değil. Gençlerin giyinmeye ilişkin arayışları, kendilerine stil oluşturma çabaları da elbette takdire şayan. Endonezya’da yaşayan bir Müslüman hanım elbete 21. yy insanı olarak kendine göre bir tarz oluşturacak, Türkiye’de yaşayan da. Burada kurallar koymak “O yanlış bu doğru” klişeleri oluşturmak ve bundan sonuç almayı beklemek de mümkün değil. Dindar olmanın tek bir kalıbı yok. Dışardan müdahele ile içerde değişim yapmak mümkün değil.
Elbette gençler kendilerine bizden farklı bir yaşam kurgulayacaklar. Ancak Müslümanım diyorlarsa İslam’ın felsefesini benimsemeleri gerekiyor. Bunu yapan ve burada mevzubahis etmediğimiz çok genç olduğunu da biliyorum. Bunları da ayrıca görmek. gerekiyor. Ataların dinini taklidi yasaklayan İslam’ın müntesiplerinin de bu tuzağa düşmemesi gerekiyor.
Semboller ile ‘yaşam tarzı’, ‘style’, ‘dizayn’, ’tasarım’ gibi kavramlarla hayatımıza sızan kültürü tanımak farkındalık oluşturmak gerekiyor. Burada bir farkındalık geliştirmeden yanlış ve doğruyu anlatmak mümkün olmaz. Kimin nasıl örtündüğü ya da örtünmediği üzerine kafa yormadan önce belki de yapmamız gereken bu! İlkeleri ve fikri öne almaz, eylemlere odaklanırsak içeriği boş dindarlık şovları etrafımızı kuşatacak…

Aritmetik Eğitiminde Neden ve Nasıl

1. Aritmetik becerileri çocukların gerçek hayatta gereksinim duyacakları ve öğrenmeleri gereken becerilerdir.

Yetişkinler olarak bizler her gün her an aritmetiği kullanırız. Banka hesaplarımıza bakarken, bankamatikten para çekerken, alışveriş yaparken, lokantada hesap öderken, ne kadar bahşiş vereceğimize karar verirken, halı kaplanacak odamıza halı alırken, oyun oynarken puanları hesaplarken..buralarda hep toplama, çıkarma, çarpma ve bölme işlemlerini kullanırız. Bu işlemleri yapmadan bir insanın normal olarak hayatını sürdürmesi olanaklı gibi görünmez.

Öğretim stratejileri: 
Çocukların gerçek hayatta aritmetiğin ne kadar gerekli ve yararlı olduğunu görebilmesi için onların anne ve babalarıyla ne zaman aritmetik kullandıklarına dair mülakat yapmalarını isteyin. Onlardan şu soruyu sormalarını isteyin: Bir şeyi bilmeniz gerektiğinde ne zaman toplama, çıkarma, çarpma ve bölme yapıyorsunuz? Çocukların topladığı yanıtlardan bir sınıf tablosu oluşturun. Daha büyük çocuklar/sınıflar için yanıtları “işteyken” ve “evdeyken” diye iki gruba ayırabilirsiniz. Daha sonra sınıfta aritmetiğin hayatın hangi alanlarında nasıl kullanıldığını ve yararlı olduğunu tartışın.

2. Aritmetik çocukları gerçek hayattaki matematiğe hazırlamalı.

Hayatta karşımıza çıkan ve aritmetik gerektiren durumların çoğu sadece sayı sayma becerilerinden daha fazlasına gerek duyar. Bunlar daha çok problem çözme becerilerini kapsar. Hangi sayıları kullanacağımız ve hangi işlemleri yapmamız gerekir gibi.

Öğretim stratejileri: 
Çocuklara sınıf içindeki aktivitelerle ilgili problemler çözdürmeye çalışın. Örneğin: 
sınıfta yoklama yaparken, sınıfta olan öğrencileri sayın ve kaç kişinin eksik olduğunu buldurun 
öğrencilere ikişer sıra olurken herkesin bir eşi olup olmayacağını sorun 
sınıfta toplanacak küçük paralar varsa bu işlemleri onlara yaptırın 
bir yılda kullanılan tebeşir parasını hesaplatın 
kutlamalar için yiyecek ve içecek planlaması yaptırın

3. Kafadan hesap yapma çocukların öğrenmesi gereken temel becerilerden biridir.

Günlük aritmetik işlemlerin çoğunu aklımızdan yaparız. Örneğin süpermarkette arabaya koyduğumuz ürünlerin toplamının cüzdanımızdaki parayı aşmaması gibi, ya da bir restoranda gelen hesabı dört arkadaşa bölüştürmek gibi, ya da bir tarife göre bir şey pişirirken tarifin iki katını yapıyorsak 3/4 bardak yağın iki katını akıldan hesaplamamız gibi. Bu durumlarda genellikle kağıt kalem kullanmadan hesaplamayı aklımızdan yapmaya çalışırız.

Öğretim stratejileri: 
Sınıfta çocuklara sık sık kafadan hesaplama işleri verin. Çocukların ellerini sıranın üzerine koymalarını isteyin ve kağıt kalem kullanmadan basit hesaplamaları yapmalarını isteyin. Örneğin:

Küçük çocuklar için; iki çocuğun ellerine bir avuç fasulye vb. almasını ve saymalarını söyleyin. İkisi de söyleyince sınıfa toplam ne kadar olduğunu sorun. Yanıtın sağlaması için fasulyeleri sayın. Ya da her öğrencinin sınıfta dolaşan kavanozun içine iki küp koymasını isteyin ve kavanozda birikmesi gereken toplam küp sayısını sorun. Yanıtın sağlaması için küpleri ikişer ikişer, beşer beşer ve onar onar sayın. (Küçük çocukların bazıları nasıl sayarsanız sayın sonucun aynı çıkacağını bilmeyecektir.)
Daha büyük çocuklar için; bir kavanoza fasulyeleri kaşıkla doldurun ve çocuklar kavanozu doldururken kaşıkları saysın. Sonra ikişer ikişer öğrencilere saymaları için bir kaşık fasulye verin ve bütün sınıfla bir kaşıktaki ortalama fasulye sayısını tartışın. Daha sonra öğrencilerin kafadan kavanozun içindeki toplam fasulye sayısını bulmalarını isteyin.

4. Hesaplamaları doğru yapabilmek için temel bilgilere gereksinim vardır.

Çocuklar ilkokulu bitirdiklerinde aritmetik temel becerilerini kazanmış olmalıdırlar. Bunlar örneğin 12X12 çarpım tabloları, her sayıya bir ekleme, sayıların iki katını alma gibi. Bu temel bilgilerden bazıları daha kolay bazıları daha zor öğrenilir. Ancak bunların birçoğunun öğrenilmesi ezbere dayalı olacaktır. Ancak bu ezber işini de altta yatan gerekçeyi anlatarak ve oyunlar kullanark daha anlamlı hale getirebiliriz.

Öğretim stratejileri: 
Ezber kullanılsa da bu “kavrama” dan önce değil sonra gelmelidir. Ezber yaparken bile çocuklar örneğin çarpmanın altında yatanın toplama olduğunu anlamalılar, aynı işlemi bir çok farklı objeyle deneyerek sonuca varmalıdırlar. Ezber onlara hız kazandıracak ve işlemi otomatik hale getirecektir.

5. Öğrenciler tam ve kesin doğrularla tahmini yanıtlar arasındaki farkı anlamalıdır.

Banka hesabımızdaki bakiyeyi bulduğumuzda ya da paranın üstünü verirken tam ve kesin doğru yanıt ve sayı önemlidir. Ancak diğer bazı durumlarda tahmini sayılar yeterli olabilir. Örneğin yemeğin suyunu koyarken ya da bahçedeki çime gübre atarken. Bazen elde olan bilgi sadece bu tahmini sayılara dayanır. Örneğin gelecek yıl okul parasına gelecek zamlar ya da evinizi boyayacak boyacının verdiği fiyat.

Öğretim stratejileri: 
Öğrenciler hem tam ve kesin hesaplamalar yapmayı hem de tahmini sayıları bulmayı öğrenmelidirler. Öğrencilerin anne babalarına sordukları soruların yanıtlarını gözden geçirmelerini isteyin. Ve ne zaman tam ve kesin sayıların ne zaman tahmini sayıların gerektiğini birlikte tartışın. Ayrıca çocuklara tahmin yürütme uygulamaları yaptırın. Örneğin birkaç ürünün fiyatını söyleyin ve kullanabilecekleri en küçük kağıt parayı bulmalarını isteyin (500.000 lira mı? 1 milyon mu? 5 milyon mu? 10 milyon mu?) Ya da öğrencilere günde, haftada, ayda ve yılda ne kadar süt içtiklerini sorun.

6. Hesap makinalarına izin veriliyorsa yararlı olarak kullanılabilirler

Hesap makinelerinin yararlı olduğu zamanlar olabilir. Emin olmak istediğimizde ya da kafadan hesaplanamayacak kadar büyük sayılar olduğunda ve kağıt kalem bulunmadığında yararlı olabilirler.

Öğretim stratejileri: 
Hesap makineleri çocuğa sayısal olarak düşünmeyi öğretebilir. Örneğin ondalıkların öğrenilmesinde kullanılabilir. 5 x = 24 ya da 3 x =40 gibi.

7. Sayısal mantık yürütmenin farklı yolları vardır.

Yetişkinlere 38 i iki ile çarpın dediğinizde herkes farklı bir yoldan yapabilir. Bazıları 30 ile 30 u toplar ve sonra 16 ekler. Bazıları 40 ın iki katını alır ve 4 çıkarır. Diğerleri 35 in iki katını alır ve 6 ekler. Bazıları toplama yerine çarpmayı dener. Bunların hepsi geçerlidir. Bir tek doğru yol yoktur.

Öğretim stratejileri: 
Öğrencilere bu farlılıkları görecek ve tartışacak imkanlar yaratın. 
 
Support : Creating Website | Johny Template | Mas Template
Copyright © 2011. Düşünen job - All Rights Reserved
Template Created by Creating Website Published by Mas Template
Proudly powered by Blogger